Kuran Akademisi  

Go Back   Kuran Akademisi > Kuran Akademisi > Kuran'da Peygamber > Peygamberin Hayatı

Yeni Konu aç Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 30 Ocak 2012   #1
Abdullah - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Abdullah
Admin
Kuranakademisi.com ile Kuranın aydınlığına doğru...
Üyelik tarihi: 29 Ağustos 2010
Bulunduğu yer: İstanbul
Yaş: 40
Konular : 1456
Mesajlar: 1.670
Tecrübe Puanı: 10
Rep Puanı : 110
Rep Derecesi : Abdullah will become famous soon enoughAbdullah will become famous soon enough
Verdiği Teşekkür: 70
Aldığı Teşekkür: 85
iletisim :
Standart Hz. Peygamberimizin Soyu

Rahman ve Rahiym Olan Allah'ın Adıyla
Hz. Peygamberimizin Soyu
SOYU
Muhammed aleyhisselâmın nuru, Âdem aleyhisselâmdan itibaren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek gelmiştir. Kur’ân-ı kerîmde Şu’arâ sûresi ikiyüzondokuzuncu (219) âyetinde, “Sen, ya’ni
Senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır.” buyurulmaktadır. Hadîs-i şerîfte
de: “Allahü teâlâ insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vücûda getirdi. Sonra, bu kı-
sımlarından en iyisini Arabistan’da yetiştirdi. Beni bunlardan vücûda getirdi. Sonra evlerden,
ailelerden en iyisini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O hâlde, benim ruhum ve cesedim
mahlûkların en iyisidir. Benim silsilem, ecdadım en iyi insanlardır.” buyuruldu.
Yaratılan ilk insan olan Âdem aleyhisselâm, Muhammed aleyhisselâmın zerresini taşıdığı için alnında onun nuru parlıyordu. Bu zerre Hz. Havva’ya ondan da Şît aleyhisselâma ve böylece, temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. Muhammed aleyhisselâmın nuru
da, zerre ile birlikte alınlardan alınlara geçti. Melekler ne zaman Âdem aleyhisselâmın yüzüne baksalar
alnında Muhammed aleyhisselâmın nurunu görürler ve ona salevât okurlardı. Yani: “Allahümme salli
alâ seyyidinâ Muhammed” derlerdi. Âdem (a.s.) vefât edeceği zaman oğlu Şît aleyhisselâma dedi ki:
(Yavrum! Bu alnında parlayan nur, son peygamber olan Muhammed aleyhisselâmın nurudur. Bu nuru,
mü’min, temiz ve afif hanımlara teslim et ve oğluna da böyle vasiyyet et!). Muhammed aleyhisselâma
gelinceye kadar, bütün babalar, oğullarına böyle vasiyyet etti. Hepsi bu vasiyyeti yerine getirip, en asil
ve en kibar kızlar ile evlendiler. Nur, temiz alınlardan, temiz kadınlardan geçerek sahibine ulaştı.
Resûlullahın (s.a.v.) dedelerinden birinin iki oğlu olsa, yahut bir kabile iki kola ayrılsa Muhammed
aleyhisselâmın soyu, en şerefli ve hayırlı olan tarafta bulunurdu. Her asırda O’nun dedesi olan zât, yü-
zündeki nurdan belli olurdu. O’nun nurunu taşıyan seçilmiş bir soy vardı ki, her asırda bu soydan olan
zâtın yüzü pek çok güzel ve nurlu olurdu. Bu nûr ile kardeşleri arasında belli olur, içinde bulunduğu kabile başka kabilelerden daha üstün, daha şerefli olurdu. Âdem (a.s.)’dan beri evlâttan evlâda geçerek gelen bu nûr İbrâhîm aleyhisselâma, ondan da oğlu İsmâil aleyhisselâma geçmiştir. Onun da alnında sabah yıldızı gibi parlayan nur, evlâtlarından Adnan’a, Ondan da (Me’âdd) ve (Nizâr) a intikal etmiştir.
Nizâr doğunca babası Me’âdd, oğlunun alnındaki nuru görüp sevinmiş, büyük bir ziyafet vererek böyle
oğul için, bu kadar ziyafet az bir şey dediği için oğlunun adı Nizâr (az birşey) kalmıştır. Bundan sonra da
nûr oğuldan oğula intikal ederek asıl sahibi sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma ulaştı.
Peygamberimizin (s.a.v.) soyu Adnan’a kada şöyledir: - 3 -
Muhammed Aleyhisselâm, Abdullah bin Abdülmuttalib, Abdülmuttalib (Şeybe), Hâşim (Amr), Abdü
Menaf (Mugîre), Kuseyy (Zeyd) Kilâb, Mürre, Kâ’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme,
Mudrike (Âmir), İlyâs, Mudar, Nizâr, Me’âdd, Adnân.
Peygamberimiz (s.a.v.) hadîs-i şerîfte şöyle buyurdu: “Ben, Abdullah, Abdülmuttalib, Hâşim,
Abdü Menaf, Kuseyy, Kilâb, Mürre, Kâ’b, Lüveyy, Gâlib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinâne, Huzeyme, Müdrike, İlyâs, Mudar, Nizâr, Me’âdd, Adnan oğlu Muhammedim. Mensûb olduğum topluluk, ne zaman ikiye ayrılmış ise, Allah beni muhakkak onların en hayırlı olan tarafında bulundurmuştur.
Ben câhiliyyet, ahlâksızlıklarından hiçbir şey bulaşmaksızın ana ve babamdan meydana geldim.
Ben, Âdemden babama ve anneme gelinceye kadar, hep nikâhlı anne babadan meydana geldim.
Ben ana ve baba itibariyle en hayırlınızım.” Başka bir hadîs-i şerîfte de, “Allahü teâlâ,
İbrâhîmoğullarından İsmâil’i seçti. İsmâiloğullarından Kinâneoğullarını seçti. Kinâneoğullarından
Kureyşi seçti. Kureyşten Hâşimoğullarını seçti. Hâşimoğullarından Abdülmuttaliboğullarını seçti.
Abdülmuttaliboğullarından da beni seçti.” buyurdu.
Peygamberimiz (s.a.v.) Kureyş kabilesinin Hâşimoğulları kolundandır. Babası Abdullah’dır.
Abdullahın babası Abdülmuttalib, annesi de Fâtımâ binti Amr’dır. Peygamberimizin (s.a.v.) dedesi
Abdülmuttalib, Mekke’nin hakimi ve Arapların şeref itibariyle en üstün kabilesi olan Kureyş kabilesine
mensûbtu. Abdülmuttalib’in alnında Muhammed aleyhisselâmın nuru parladığından Kureyş kavmi onunla bereketlenirdi. Peygamberimizin (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib, oğulları arasında en çok Abdullah’ı
severdi. Çünkü onun alnında Muhammed aleyhisselâmın nuru parlıyordu. Abdullah babası
Adülmuttalib’e şöyle derdi: “Babacığım, her nereye gitsem belimden bir nûr çıkıyor. Sonra toplanıp, ba-
şımın üstünde bulut gibi duruyor. Tekrar gelip belime giriyor. Ne zaman bir yere otursam yer bana diyor
ki: Ey Abdullah, sana selâm olsun. Muhammed’in (s.a.v.) nuru sende emanettir. Ne zaman bir kuru ağaç
altına otursam, derhal yeşerip bana gölge oluyor. Kalkıp gidince de yine kuru oluyor. Ey babacığım bu
hal nedir? Abdülmuttalib: Ey oğlum, sana müjdeler olsun ki, insanların ve cinlerin efendisi ve Peygamberi senin sulbünden gelse gerektir, demiştir.
Abdullah’ın güzelliği Mısır’a kadar şöhret bulmuştu. Alnındaki nurdan dolayı iki yüze yakın kız, onunla evlenmek arzusu ile Mekke’ye gelmişti. Abdülmuttalib ise Onu her yönüyle ona denk olan bir kız
ile evlendirmek istiyordu. Bunun için Benî Zühre kabilesinin büyüğü Vehb bin Abd-i Menaf’ın kızı Âmine’yi oğlu Abdullah’a istedi. Vehb’in kızı Âmine, hem güzellik, hem ahlâk, hem de neseb itibariyle
Kureyş kızlarının en üstünü idi. Ayrıca soy bakımından Abdullah ile bir kaç batın yukarıda birleşmekte
idi. Abdülmuttalib, Vehb’in kızını oğlu Abdullah’a isteyince Vehb şöyle dedi: (Ey amcam oğlu, biz bu teklifi sizden önce aldık. Âmine’nin annesi bir rüya gördü. Anlattığına göre evimize bir nûr girmiş aydınlığı
yeri ve gökleri tutmuş. Ben de bu gece rüyamda dedemiz İbrâhîmi (a.s.) gördüm. Bana;
“Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’la kızın Âmine’nin nikâhlarını ben kıydım. Sen de onu kabul et” dedi.
Bugün sabahtan beri bu rüyanın tesiri altındayım. Acaba ne zaman gelecekler, diye merak ediyordum.)
Bu sözleri duyan Abdülmuttalib sevincinden (Allahü Ekber! Allahü Ekber!) diyerek tekbir getirdi. Nihayet
oğlu Abdullah’ı Vehb’in kızı Âmine ile evlendirdi.
Abdullah, Âmine ile evlenince alnında parlayan nur, Hz. Âmine’ye intikal etti. Abdullah’ın evlendiği
geceye Türkiye’de ve birçok İslâm memleketlerinde bir asırdan beri Regâib kandili ismi verilmekte ise de
bu yanlıştır. Regâib gecesi, Recep ayının ilk Cum’a gecesidir. Allahü teâlâ bu gecede, mü’min kullarına,
ragîbetler, yani ihsanlar yapar. Bu gece yapılan ibadetlere kat kat sevab verilir. Muhammed
aleyhisselâm’ın nuru ise Hz. Âmine’ye Cemâz-il-âhır ayında intikâl etmiştir. Cahiliyye devrinde ve
İslâmiyetin ilk yıllarında, Arapların harbi harâm saydıkları aylarda, harb etmek istedikleri zaman ayların
ismini ve sırasını değiştirmeleri, yani Cemâz-il-âhır ayına o sene Receb demeleri, Recep ayını bir ay ileri
almaları, sebebiyle, halk içinde bu yanlışlık yayılmışsa da dinen ve ilmen bir kıymeti yoktur. Peygamberimizin (s.a.v.) nurunun Âmine validemize intikali şimdiki Cemâz-il-âhır ayındadır. Regâib gecesinde
değildir.
Hz. Âmine’nin, Muhammed aleyhisselâma hamile olduğu sırada Kureyş kabilesinde büyük bir darlık, kıtlık ve pahalılık olup, çok sıkıntı içerisinde idiler. Muhammed aleyhisselâmın ana rahmine düşmesiyle birlikte, onun hürmetine Allahü teâlâ Kureyş kabilesinin bağ ve bahçelerine, mahsullerine öyle bereket verdi ki, hepsi zengin oldular. Araplar o seneye (Senet-ül-feth ve’l ibtihâc) yani sevinç ve bolluk yılı
dediler. Hz. Âmine hamile iken kocası Abdullah ticâret için Şam’a gitmişti. Dönüşünde hastalanıp Medine’ye geldiği sırada dayılarının yanında onsekiz yaşında iken vefât etti. Bu haber Mekke’de duyulunca
çok büyük bir üzüntüye sebep oldu. Eshâb-ı kirâmdan Abdullah İbni Abbas (r.a.) şöyle bildirmiştir: “Peygamberimizin (s.a.v.) babası Abdullah, oğlu doğmadan önce vefât edince melekler, (Ey Rabbimiz, Resû-
lün yetim kaldı) dediler. Allahü teâlâ; Onun koruyucusu ve yardımcısı benim, buyurdu.”
Muhammed aleyhisselâmın doğmasına iki ay kadar zaman varken Fil vak’ası meydana geldi, insanların her taraftan akın akın gelip Kâ’beyi ziyâret etmesine engel olmak isteyen Yemen valisi Ebrehe, - 4 -
Bizans İmparatorunun da yardımı ile San’a da büyük bir kilise yaptırdı. İnsanların bu kiliseyi ziyâret etmelerini istedi. Araplar ise eskiden beri Kâ’beyi ziyâret etmekte olup, Ebrehe’nin yaptırdığı kiliseye hiç
itibar etmediler. Hatta hakaret gözüyle baktılar, içlerinden biri de o kiliseyi kirletti. Bu hâdiseye kızan
Ebrehe, Kâ’beyi yıkmaya karar verdi ve bu maksatla büyük bir ordu hazırlayıp Mekke üzerine yürüdü.
Ebrehe’nin ordusu Mekke’ye yaklaşınca, Kureyşin mallarını yağma etmeye başladı. Abdülmuttalib’e ait
ikiyüz deveye de el koymuşlardı. Abdülmuttalib, Ebrehe’ye gidip develerini istedi. Ebrehe ben sizin mukaddes Kâ’benizi yıkmaya geldim. Sen onu korumak istemiyorsun da develerini mi istiyorsun? dedi.
Abdülmuttalib; “Ben develerin sahibiyim. Kâ’benin sahibi Allah’tır. Onu O korur” dedi. Ebrehe bana karşı
onu koruyacak yoktur dedi ve Abdülmuttalib’e develerini verip gönderdi. Sonra Kâ’beyi yıkmak için ordusunu harekete geçirdi. Ebrehe’nin ordusunun önünde yürütülen ve böylece zafere kavuşulacağına inanı-
lan (Mahmut) adında bir fil vardı. Ebrehe, Kâ’beye saldırmaya başlayınca bu fil yere çöküp asla yürü-
medi. Yönü Yemen’e çevrilince koşarak geri dönüyordu. Böylece Mekke’ye yaklaşıp hücum etmek istediği halde hücum edemeyen Ebrehe’nin ordusu üzerine Allahü teâlâ Ebâbil (Dağ Kırlangıcı) denilen kuş-
lardan bir sürü gönderdi. Ebâbil kuşlarının her biri, biri ağzında ikisi de ayaklarında olmak üzere nohut
veya mercimek büyüklüğünde üçer taş taşıyorlardı. Bu taşları Ebrehe’nin ordusu üzerine bıraktılar. Taş-
lar başlarından girip altlarından çıkıyordu. Taş isabet eden her asker, anında yere düşüp ölüyordu.
Ebrehe kaçmak istedi. Taşlardan ona da isabet edip, kaçtıkça etleri parça parça dökülerek öldü. Bu husus Kur’ân-ı kerîmde Fil sûresinde bildirilmektedir. Böylece Kureyş kabilesi doğmak üzere olan Muhammed aleyhisselâmın hürmetine büyük bir düşmanın şerrinden kurtulmuştur. Muhammed
aleyhisselâmın geleceği Adem aleyhisselâmdan itibaren her peygambere ve ümmetlerine müjdelene
gelmi


imza

Gerçeği insanların ölçüleri ile değil,insanları gerçeğin ölçüleri tanı


Abdullah isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
HZ. Muhammed'in Kronolojik Hayatı Abdullah Peygamberin Hayatı 0 20 Aralık 2011 21:06
İslam Peygamberinin Kronolojik Hayatı Abdullah Peygamberin Hayatı 2 05 Ocak 2011 19:07
Peygamberimizin Çocuk Arkadaşları Abdullah Çocuğun Dünyası 0 01 Ekim 2010 22:54
Hüdeybiye Antlaşması ve Peygamberimizin Mektupları Abdullah Peygamberin Hayatı 0 04 Eylül 2010 01:54
Peygamberimizin Vefatı Abdullah Peygamberin Hayatı 0 04 Eylül 2010 01:41

Yeni Konu aç Cevapla

Paylaş

Etiketler
peygamberimizin, soyu


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Sitemap
13, 12, 3, 8, 9, 10, 11, 29, 30, 31, 32, 33, 38, 37, 39, 41, 42, 43, 49, 45, 48, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 58, 57, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 72, 70, 71, 73, 74, 75, 76, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 85,
Dil Seçimi - Language Selection
Dansk - Deutsch - English - Español - Français - Indonesia - Italiano - Nederlands - Polski - Português - Filipino

.


vBulletin® Version 3.8.6 ile güçlendirilmiştir.
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd
Kuran Akademisi